Sağlık

Prof. Dr. Melek Yavuz Işın Tedavisinin Kanserdeki Başarısını Anlattı

Prof. Dr Melek Nur Yavuz: 'IŞIN TEDAVİSİ (RADYOTERAPİ)’DEKİ SON GELİŞMELER KANSER TEDAVİSİNDEKİ BAŞARI ORANLARINI ARTTIRDI...'

Antalya’daki OnkoTalya Kanser Kliniği uzmanlarından Prof. Dr. Melek Nur Yavuz, ışın tedavisi (radyoterapi) alanındaki son gelişmelerle kanser hastalarının tümörlerinin çok daha yüksek bir doğrulukla hedeflendiğini ve çok daha iyi bir doz aldıklarını, tümör dışında kalan normal dokuların çok daha az radyasyona maruz kaldıklarını ve radyoterapi yan etkilerinin de günümüzde iyice azaldığını belirtti.

Radyoterapinin Kanser hastalarında 100 yıldan fazladır uygulanmakta olan en önemli kanser tedavilerinden biri olduğunu belirten Dr. Yavuz şunları belirtti: “Son yıllarda radyoterapi alanında çok önemli gelişmeler sözkonusu. Bu yeniliklerin hepsinin ortak özelliği kanserli dokuyu daha iyi nişanlarken, çevre normal dokulara çok daha az radyasyon verilmesi. Mesela, radyasyon tedavi planlamasında bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) büyük oranda düz radyografinin (röntgen filmi) yerini aldı. BT ve MRG gibi çağdaş görüntüleme yöntemleri doğrudan radyoterapi cihazlarına entegre edilmiş olup, tümörün koordinatlarının sık sık teyit edilmesini ve tedavi süresince hastanın dosdoğru konumlandırılmasını mümkün kılmakta. Bir dizi radyasyon terapisi tekniğine uygulanabilen bu yaklaşım Görüntü Kılavuzlu Radyasyon Terapisi (GKRT) olarak adlandırılmaktadır”.

resim635868

Prof. Dr. Melek Nur Yavuz, Günümüzdeki en modern radyoterapi yöntemleri olarak şu yöntemleri anlattı: “3-Boyutlu Konformal radyoterapide BT veya MRG yardımıyla ışının tümöre daha iyi odaklanması ve çevre dokuların gereksiz radyasyon almamasına çalışılır. Her gün hep aynı koordinatlara odaklanan, her gün bir kaç dakikalık seanslar ve haftanın 5 günü (hafta sonu hariç) şeklinde haftalarca süren bir tedavidir.

4-Boyutlu Radyoterapide ise bir bilgisayar yazılımı sayesinde ışınlama sırasında hareketli organ ve tümörlerin adeta “hedefe kilitlenmiş” şekilde takip edilmesi ve tümöre buna göre ışın verilmesi, normal dokulara gereksiz radyasyon verilmemesi sözkonusu. Özellikle Akciğer, karaciğer, Pankreas veya meme gibi hareketli bölgelerde bu teknik daha ideal.

Sinir ya da damarlar gibi kritik sağlıklı yapılar hedef tümöre çok bitişikse ya da tümörü çevirmişseler, radyasyon ışını, artık her biri ayrı ayrı dozu ayarlanan edilebilen çok bileşenli “ışın demetçiklerine” bölünebiliyor. Bu teknik de Yoğunluk Ayarlı Radyasyon Tedavisi (YART) olarak adlandırılmakta. 3 boyutlu olarak tümöre en yüksek yoğunlukta dozu oturturken, mecburen ışın demeti içinde yeralacak çevredeki normal dokulardan geçen “demetcik”lerin yoğunluğu azaltılarak bu normal dokulara gereksiz radyasyon verilmemesi sağlanıyor. Yalnız, bu yöntemde seanslar 3-boyutlu konformal radyoterapiye göre en az iki katı süre almakta.

Stereotaktik radyocerrahi (örneğin GamaKnife) yönteminde ise çok fazla ince demetle küçük bir tümöre çok iyi bir nişanlama ve normal dokuların 1 milimetrenin altında bir hassasiyetle korunması sözkonusu. Bir veya bir kaç seanslık bu yöntem kafatası içi tümörlerde (örneğin meninjiyom, akustik nörinom, arter-ven malformasyonları, ve trigeminal nevraljide) kullanılıyor. Gama Bıçağı sistemi, bir hasta konumlandırma cihazının (yani bir stereotaktik kafa çerçevesi) doğrudan hastaya, daha sonra da tedavi ünitesine sıkı sıkıya bağlanmasını gerektirmekte. Bu tedavinin seansları 45-60 dakika sürebilir.

Stereotaktik Vücut Radyoterapisi (örneğin CyberKnife) yönteminde ise, robotik bir kol ile küçük bir tümöre çok iyi bir nişanlama ve normal dokuların 1 milimetrenin altında bir hassasiyetle korunması sözkonusu. Cyberknife, 1000'den fazla radyasyon ışını yönelimini sağlayan bir robot kolu üzerine monte edilmiş lineer bir hızlandırıcıdır. Hedef tümör hareketsiz veya hareketi çok iyi takip edilebilir ve lokalizasyonu da son derece güvenilir ise, normal dokular minimum radyasyon alacak, böylece fraksiyonasyon ihtiyacını azaltacak veya ortadan kaldıracaktır. Tek bir tedavi, altı haftalık günlük seanslardan daha uygun. Bir kerelik, yüksek güçlü bir radyasyon dozu, aynı zamanda, kanser hücrelerine DNA hasarını tamir etmek için daha az fırsat olduğu için, birden fazla uygulamaya bölünmüş eşit ya da daha yüksek bir radyasyon dozundan daha büyük tümör öldürme oranları sağlıyor. Genelde her biri 30-60 dakika sürebilen 3-5 seans şeklinde uygulanan bu yöntem kafatası dışındaki tüm vücut bölgelerinde de, özellikle de akciğer, karaciğer, omurga, böbrek, prostat ve pankreastaki tümörleri tedavi etmek için kullanılmakta.

Brakiterapi yönteminde ise radyasyon kaynağı bizzat tümörün içine veya çok yakınına, hastaya kalıcı veya geçici olarak yerleştiriliyor. En çok Rahim ve Rahim ağzı kanserleri, Prostat Kanseri, nefes veya yemek borusu tümörleri, kol-bacak sarkomları, ve Ağız kanserleri’nde başvurulan bir yöntem. Radyasyon kaynağı hastaya yerleştirildikten sonra hasta özel bir tedavi odasına alınıyor ve orada belli bir süre yatarak tedavisi veriliyor. Sıvı radyoizotoplarla doldurulmuş balon kateterler de, meme kanseri ve beyin tümörlerinin ilk tedavisinden sonra lokal nüksleri sınırlamak için kullanılıyor; cerrahi olarak tümörün çıkarılması sırasında yerleştirilip birkaç gün sonra çıkarılıyor”.

resim659557

Radyoterapi alanındaki bu son gelişmelerle kanser tedavisinde başarı oranlarının giderek daha da arttığını vurguyan Prof. Dr. Yavuz şunları ekledi: “Örneğin, Prostat kanserlerinde ilk defa 3-boyutlu konformal radyoterapi kullanılmaya başlandıktan sonra, idrar yolu ve makattaki yan etkiler önemli ölçüde azaldı. Daha sonra prostat kanserlerinde YART da kullanılmaya başlayınca bu yan etkilerin çok daha azaldığı görüldü. Akciğerler ve diaframın hemen altı veya üstündeki gibi hareketli bölgelerin tümörleri, hızlı bir şekilde elde edilen anatomik görüntülerle (dört boyutlu radyasyon tedavisi) saliselik izlenebiliyor ve tam olarak hedeflenebiliyor artık. Bu uygulamalarla da, normal dokuların korunması bir kademe daha arttı. Sonuçta, tüm bu son gelişmelerle artık tümörlerin çok daha yüksek bir doğrulukla hedefe oturtulabildiğini, çok daha iyi bir doz aldıklarını, tümörün dışındaki normal dokuların çok daha az radyasyona maruz kaldığını ve radyoterapi yan etkilerinin de günümüzde iyice azaldığını belirtmeliyim”.